14 Eylül 2014 Pazar

YANKI

Babasıyla ormanda yürüyüş yaparlarken, ayağı bir taşa takılıp düşen çocuk "Ah !" diye bağırmış. Karşılarındaki dağın tepesinden "Ah !" diye bir ses gelmiş.
Çocuk merakla "Sen kimsin ?" diye bağırmış.
Dağdan cevap gelmiş : "Sen kimsin ?".
Çocuk, kızıp "Korkak !" diye bağırmış. Dağ, "Korkak !" diye cevap vermiş.
Çocuk babasına dönüp "Baba nedir bu ?" diye sormuş.
Babası her söylediğini tekrar eden bu sesin nasıl oluştuğunu açıklamış ve "Buna yankı denir" demiş.
Sonra devam etmiş : "Bu yaşama benzer. Davranışlarımızın aynasıdır. Sen ne verirsen onu geri verir sana. Sevgi istiyorsan seveceksin. Şefkat istiyorsan şefkatli olacaksın. Saygı istiyorsan sayacaksın. Şefkat istiyorsan şefkatli olacaksın. Bu hayatın temel kuralıdır. Büyüklerimiz boşuna dememişler 'ne ekersen onu biçersin' diye..."

 

KAŞIK

Adam hayatın anlamını bulmaya çalışıyormuş.
Bulduğu hiçbir yanıt ona yeterli gelmiyormuş.
Dünyayı dolaşmış, yaşlanmış, tam umudunu yitirmek üzereyken bir bilgenin aradığı yanıtı bildiğini öğrenmiş ve yaşadığı dağın tepesindeki evi bulmuş.
Bilge, "Sorunun yanıtını söylerim ama bir sınavdan geçmen gerekiyor" demiş .
Zeytinyağı dolu bir kaşık vermiş adamın eline.
"Şimdi bahçede bir tur atıp gel, ama dikkat et, kaşıktaki yağ bir damla dökülürse kaybedersin." demiş.
Adam gözünü kaşıktan ayırmadan bahçede tur atıp dönmüş.
Bilge, "Tamam" demiş, "Ya bahçe nasıldı?"
Adam, "Ama kaşıktan başka bir yere bakamadım ki !" demiş.
"Şimdi git bahçeyi incele de gel." demiş bilge.
Adam elinde kaşık çıkmış bahçeye, bu kez çevresinde gördüğü güzelliklerle büyülenmiş. Döndüğünde, "Bahçe nasıldı ?" diye sormuş bilge.
Adam gördüğü güzellikleri anlatmış.
Bilge gülümseyerek "Evet, ama kaşıkta da hiç yağ kalmamış" demiş.
Sonra eklemiş :
"Hayat bakışınla anlam kazanır. Ya bir ömrü bir noktaya bakarak tüketirsin, ya da görebileceğin tüm güzellikleri görerek tüketirsin.
Hayatın anlamını görmek ya da görmemek senin elinde."
 

DENİZ YILDIZLARI


Kıyıda yürüyüş yapan bir yazar, sağa sola koşup duran, kumsaldan topladığı bir şeyleri telaşla denize atan bir gençle karşılaşmış.
Biraz daha yaklaşınca gencin, dalgalarla kıyıya vuran deniz yıldızlarını toplayıp denize attığını fark etmiş. "Çok merak ettim, neden bu deniz yıldızlarını toplayıp denize atıyorsun ?" diye sormuş.
Genç adam topladıklarını hızla denize atmaya devam ederken, “Yaşamaları için” demiş soluk soluğa. Yazar şaşırmış, "Kıyıda binlerce deniz yıldızı var, her dalgayla da binlercesi geliyor. Hepsine yetişip toplamana, denize atmana olanak yok. Hem, topladıklarını denize atman neyi değiştirecek ki ?" demiş.
Genç adam, yerden bir deniz yıldızını daha alıp denize atarken, "Ama onun için çok şey değişti" karşılığını vermiş...

12 Eylül 2014 Cuma

MUM

Nasreddin Hoca ve arkadaşları iddiaya tutuşmuşlar.
Nasreddin Hoca soğuk bir gecede, sabaha kadar köyün meydanında bekleyebilirse arkadaşları ona güzel bir ziyafet çekecekmiş.
O bunu beceremezse, arkadaşlarına ziyafet çekecekmiş.
Kararlaştırdıkları gece, Nasreddin Hoca köy meydanının ortasında, sabaha kadar tir tir titreyerek beklemiş.
Gün ışıyınca yanına gelenlere : "Tamam" demiş, "İşte iddiayı kazandım."
"Ne oldu, ne yaptın da kazandın ?" demişler.
"Bekledim ya sabaha kadar..." demiş.
"Olmaz !" demişler. "Sen uzaktaki bir mum ışığı ile ısınmışsın. İddiayı kaybettin ! Ziyafetimizi hazırla."
Nasreddin Hoca çaresiz kabul etmiş.
Ziyafet vakti gelince kocaman bir kazanın altına bir mum koymuş. Güya yemek pişirecek. "Ne yapıyorsun öyle ?" demişler.
Hoca kıs kıs gülerek cevap vermiş : "Bu mumun alevinde size yemek pişireceğim. Uzaktaki mumun ışığıyla ben nasıl ısındıysam, bu kazandaki yemek de öyle pişecek !..." demiş.
BİR SAAT


Çocuk babasına, “Baba bir saatte ne kadar para kazanıyorsun ?” diye sordu…
Adam "on lira" diye cevap verdi.
Çocuk,"Peki bana beş lira borç verir misin ?" diye sordu.
İşinden yorgun argın dönmüş olan adam sinirlenip,“Benim senin oyuncaklarına ayıracak param yok. Hemen odana git” dedi.
Çocuk sessizce odasına gitti.
Sonra adam çocuğun parayı neden istediğini bile sormadığını düşünüp üzüldü.
Çocuğun odasına gitti, “Al sana beş lira. Biraz önce sert davrandığım için özür dilerim. Çok yorucu bir gün geçirdim” dedi.
Çocuk, yastığının altından biriktirdiği bozuk paraları çıkarıp saydı.
Adam gene sinirlendi, "Paran varken neden benden para istedin ?" diye bağırdı.
Çocuk, "Vardı, ama yetmiyordu" dedi ve yüzünde bir gülücükle paraları babasına uzattı, "Bak on lira oldu. Şimdi senin bir saatini alabilir miyim lütfen ?" dedi.

11 Eylül 2014 Perşembe

RÜYA



Padişah, rüyasında dişlerinin döküldüğünü görür.
Korkudan mı meraktan mı bilinmez, rüya yorumcusunu çağırtır.
Rüya yorumcusu, bu rüyanın çok önemli olduğunu, padişahın bütün akrabalarının teker teker öleceğini söyler.
Öfkelenen padişah rüya yorumcusunu saraydan kovar.
Bu olayı duyan uyanık bir adam hemen saraya gidip padişahın huzuruna çıkar.
Padişah, rüyasını yeniden anlatır.
Adam, rüyanın padişah için bir mutluluk habercisi olduğunu söyler ve "Padişahım, kalan ömrünüzde her muradınıza erecek ve bütün akrabalarınızdan daha fazla yaşayacaksınız." der.
Padişah bu güzel yoruma çok sevinir ve adama birbirinden değerli armağanlar verir.
İki yorum da aynıdır ama söylenişi farklıdır. 

KÖPEK


Bilge gölün kıyısında otururken bir köpeğin davranışları dikkatini çekti.
Köpek kıyıya kadar gelip, tam su içecekken kaçmaktaydı.
Bilge uzun süre izledi köpeği. Köpek çok susamış olsa da sudaki yansımasını görüp ürkmekteydi. Bu yüzden de suyu içemeden kaçıyordu.
Sonunda köpek dayanamayıp kendini suya attı ve yansımasını görmediği için korkmadan suyu içti.
Bilge, önce isteklerimizle aramızdaki engelin, içimizde büyüttüğümüz korkular olduğunu, bunu aşarsak, istediklerimizi elde edebileceğimizi düşündü.
Sonra da, insanın bilge bile olsa bir köpekten de öğrenebileceği bilginin var olduğunu. 

KUYUMCU


Filozof, yetiştirdiği öğrencisini sınamak için, eline pırıltılı bir nesne tutuşturur, "Bunu al, herkese göster, kaç para vereceklerini sor, sonra da kuyumcuya göster. Kimseye satayım deme, değerini öğren, gel." der.
Öğrencinin ilk karşılaştığı kişi parlak bir boncuğa benzettiği nesneye bakıp : "Bir lira veririm. Kızım oynasın." der.
İkinci sorduğu adam parlak bir taşa benzettiği nesneye bakıp : "Beş lira veririm." der.
Üçüncü adam: "Süs olur bundan, on lira vereyim." der.
Öğrenci, son olarak bir kuyumcuya gider.
Kuyumcu öğrencinin elindekini görünce, "Bu değerli mücevheri nereden buldun ? Ev, arsa, ne istersen veririm." der.
Filozofun yanına dönen öğrenci çok şaşkındır.
"Ben buna anlam veremedim. Bir şey hem çok değerli hem çok değersiz nasıl olabilir ?" diye sorar. Filozof, "Bir şeyin değerini ancak onu bilen anlar ve onu bilenin yanında değerlidir. Her insanın yaşamında önemli olan kuyumcuyu bulmaktır." der.

10 Eylül 2014 Çarşamba

SU VE GÜL


Gül suya aşık olur.
“Seni sevdiğim için böylesine güzelleştim, açtım, kokular saçtım" der suya.
Zaman geçer, su da güle çılgınca aşık olduğunu hisseder.
Ama günler geçtikçe artık ilgilenmez olur gülle, gül de düşünmeye başlar “Acaba su beni artık sevmiyor mu” diye.
Gül sabırla "Seni çok seviyorum, seni çok seviyorum" der her gün suya.
"Söyledim ya, ben de seni seviyorum" der su ara sıra.
Zamanla, artık çevresine o güzel kokuyu saçamaz, burcu burcu açamaz olur gül, dalları solmaya başlar.
Çok üzülen su bir doktor çağırır.
"Artık elden birşey gelmez." der doktor, "Ne yazık ki ölüyor gül".
Su "Hastalığı nedir sevgilimin ?" diye sorar.
Doktor, "Gül susuz kalmış !" der.
Sonunda su, sevdiğini yalnızca sevmenin yetmediğini, sevdiğini göstermek gerektiğini anlar. 

7 Eylül 2014 Pazar

ADA


Bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış.
Üzüntü, mutluluk, bilgi, aşk ve diğerleri.
Bir gün ada batmaya başlamış.
Duygular kaçmak için sandallarını hazırlamışlar.
Aşk, en son ana kadar beklemiş. Sonra, yardım istemeye karar vermiş.
Zenginlik, çok büyük bir teknenin içindeymiş.
Aşk, "Beni de yanına alır mısın?" diye sormuş.
Zenginlik, "Alamam. Teknem altın ve gümüşle dolu, sana yer yok." demiş.
Aşk, görkemli bir yelkenlinin içindeki kibirden yardım istemiş.
"Yardım edemem. Sırılsıklamsın, yelkenlimi mahvedersin." demiş kibir.
Üzüntüden yardım istemiş.
"Öyle üzgünüm ki, yalnız kalmalıyım." demiş üzüntü.
Mutluluk da Aşk'ın yanından geçmiş ama coşkusundan Aşk'ın çağrısını duymamış.
Birden bir ses : "Benimle gel aşk! " demiş. Yaşlıca birisiymiş.
Karaya vardıklarında, aşkı bırakıp yoluna gitmiş.
Aşk, onun kim olduğunu merak edip sormuş bilgiye.
Gülümseyerek "Onun adı zaman" demiş bilgi,
"Yalnızca zaman aşkın önemini anlayabilir !"

KARDEŞ PAYI 


Bir aslan, bir kurt ve bir tilki kardeş olmuşlar.
Günün birinde kurtla tilki, aslana : “Biz acıktık. Büyük sensin, karnımızı doyur...” demişler.
Aslan: “Gelin peşimden“ demiş.
Önce bir öküz sürüsüne saldırmışlar.
Yakaladıkları öküzü parçalayıp mağaraya taşımışlar.
Sonra koyun sürüsüne saldırmışlar, yakaladıkları koyunu da mağaraya getirmişler.
Sonunda bir de kaz avlamışlar, onu da mağaraya koymuşlar.
Aslan : “Kalk bakalım kurt ! Bölüştür bunları !" demiş.
“Aslan kardeş, öküz senin, koyun benim, kaz da tilkinin” demiş kurt.
Aslan: “Ne diyorsun sen ?” diye kükremiş, bir pençe darbesiyle kurdu öldürmüş.
Sonra tilkiye dönmüş, "Sen paylaştır bakalım" demiş.
Tilki : “Aslan kardeş, kahvaltın öküz, öğle yemeğin koyun olsun, akşam yemeğin de kaz...” diye mırıldanmış.
"Sana hiçbir şey kalmadı !" demiş aslan.
“Canın sağ olsun, senden kemik artarsa bana yeter." demiş tilki.
Aslan: "Aferin, sen bu hesabı kimden öğrendin ?" diye sormuş.
Tilki kurdun ölüsünü göstermiş, “Şu yerde yatan kardeşimizden...” demiş.